9 Temmuz 2015 Perşembe

ÇOCUĞUN BEYİN GELİŞİMİ VE ÖNEMİ


Beyin, bebeklik süresince çok büyük bir gelişme gösterir. Bebekliğin ilk yılında üç katına çıkan beyin, çocuğun ilkokul öncei dönem 3 ila 6 yaşına gelmesiyle hemen hemen son boyutlarına ulaşmış olur. Doğumda 227 gram olan beyin, ilk bir yıl sonunda 680 gram ve beş yılın sonunda da yaklaşık 1360 gram, diğer bir ifadeyle artık son boyutuna ulaşmıştır. 40 yaşındayken beynimizin büyüklüğü ne ise, 6 yaşında da aynıdır.

İlk birinci yıldan itibaren beynin büyümesine paralel nöron diye adlandırılan beyin sinir hücreleri gelişir. Git gide nöronlar arasında bağlantılar sağlanır ve ortaya çıkan devreler sayesinde bebekler, beyinlerinde deneyimlerini depolayıp, öğrenmeye başlarlar. Beyinde oluşan bağlantı ve devrelerin ilk bir yıl boyunca artmasıyla beyin daha etkin bir şekilde çalışmaya başlar. Böylece bebekler düşünmeyi, hatırlamayı, bedenini ve vücutlarını daha iyi kontrol etmeyi öğrenirler.

Beyin bölgeleri birçok yolla kategorize edilir. En fazla, ön beyin olarak bilinen, omurulikten en uzakta olan paraçayı ilginize çekeceğim. Bu parça, içinde serebral korteksi ve diğer birçok yapıyı barındırıyor. Serebral korteks, önbeyni buruşuk bir şapka gibi kaplar. İki yarım parçadan ya da hemisferden oluşur. Her hemisfede lob adı verilen dört temel bölge vadır. Frontal lob, istemli hareket, düşünme, kişilk, niyetli ve amaçlı olmakla ilgilidir. Oksipital lob, görme duyusu ile ilgilidir. Temporal lob, duymada, dil süreçlerinde ve bellekte aktif rolu vardır. Pariatal lob, duyu organlarından gelen bilgiyi birleştirmede, mekânsal yer bulma, dikkat ve motor kontrolde aktif rol oynar.

Nöronlar tarafından iletilen bilginin türü,  nöronların beyin zarının sol hemisferinde mi sağ hemisferinde mi olduğuna bağlıdır. Örneğin, insanların çoğunda, konuşma ve dil bilgisi sol hemisferindeki aktiviteye; mizah ve metafor kullanımı sağ hemisferdeki aktiviteye bağlıdır. Serebral korteks hemisferlerinde bu fonksiyon ihtisaslaşmasına yanallaşma denir. Doğumda, serebral korteks ihtisaslaşmaya başlamıştır. Yeni doğan bebekler, konuşma sesi dinlerken sol hemisferde, sağ hemisfere nazaran daha çok elektriksel beyin aktivitesi gönderirler.

Beyinin içinde, nöron adı verilen sinir hücreleri, birbirleriyle ilitişim halindeyken elektriksel ve kimyasal sinyaller gönderir. Nöronun hücre gövdesinden, akson ve dendrit olarak bilinen iki türü doku uzar. Akson hücre gövdesinden sinyalleri yollar, dendritler ise hücre gövdesinden sinyalleri alır. Yağ hücreleri tabakası olan miyelin kılıfı, pekçok akson barındırır. Bu kılıf, aksonları korur ve elektrik sinyallerinin akson boyunca daha hızlı hareket etmesine yardımcı olur. Miyelin, ayrıca nöronlara enerji sağlanmasında ve iletişimde de yardımcı olur. Aksonun sonunda, nörotransmiter denilen kimyasalları, nöronların dokuları arasındaki ince boşluklar olan sipanslere bırakan terminal düğmeler vardır. Bu sipanslerdeki kimyasal etkileşimin akson ve dendritleri birbirine bağlayarak bilgilerin bir nörondan diğerine geçmesini sağlar.

Nöronlar, hayatın ilk yıllarından itibaren iki çok önemli yolla değişir. Birincisi, aksonları yağ hücreleri ile kapama süreci olan miyelinasyon, doğum öncesi başlar ve ergenliğe kadar devam eder. İkincisi, nöronlar arasındaki bağlılık artarak, yeni doğal yollar oluşur. Yeni dendritler büyür, dendritler arası bağlantılar artar, aksonlar ve dendritler arası sinaptik bağlantılar çoğalır. Miyelinasyon doğal aktarımı hızlandırdığı gibi, dendrit bağlantıların genişlemeside bebeğin gelişiminde sinirsel patikaların yayılmasını da kolaylaştırır.

Değerli Anne Babalar!

Yoksun çevrede büyümüş çocuklarun durgun beyin hareketleri olabilir. Doğumdan beri bakım evine konulmuş ve kısmi yoksunluğa maruz kalmış bir yetimhanede tepkisiz ve uyarıcısız ortamda büyümüş bir çocuk, normal bir çocuğa nazaran fark edilebilir ölçüde durgun beyin aktiviteleri göstermiştir.

İşte  nöron gelişmini ve daha iyi bağlantıların kurulmasında çocuğun çevresi önemli bir belirleyicidir. Meselâ; bir bebek annesinin ve onun yüzünü görür. Gözdeki sinirler yüzün görüntüsünü kaydeder, ve beyindeki bilgiyi işleyen alana iletir. Böylece bebek, o görünümünü nöron devrelerinde depolar. Aynı yüzün art arda görülmesi, daha çok kaydedilmesini ve bu görüntüler arasında daha çok bağlantı kurulmasını sağlar. Bu şekilde beyin sadece anne babanın yüzünü tanımakla kalmaz, aynı zamanda görsel imgeyle bebeğin yüz kasları arasında bir bağ meydana çıkarır. Dolayısıyla bebek, ebeveyni görünce gülümser.

Devam eden nörolojik gelişim süreciyle oluşan bağlantı sayısı artar ve sonuçta bebek, ebeveynin yüzüne veya herhangibir nesneye doğru elini uzatır ve ona dokunur. Bunun yanı sıra bebek, anne babasının hangi ruh halinde olduğunu da algılayabilir ve bu bilgiyi, kendi hislerini yönlendirip kontrol etmede kullanabilir. Diğer bir ifadeyle bebek, çevresiyle ne kadar ‘etkileşim ve faal bir iletişim’ kurarsa, geliştirebileceği nöron bağlantıları da o derece kuvvetli olacaktır.

Bir çocuğun gördüğü, dokunduğu, işittiği, hissettiği, tattığı, düşündüğü, vb. her şey sinir bağlantılarını elektriksel aktiviteye dönüştürür. İşte bu bağlantılar yedi yaşına kadar en üst noktaya ulaşır. Dolayısıyla çocuğun zekâsının yarısı genlerinden geliyorsa, geri kalan kısmında çevresinin zekâ gelişiminde etkinliği bulunmaktadır. Bu yüzden de çocuğun ilk altı yılı fevkalade önemlidir.

İşte bu dönemlerde çocuğun beyni son derece aktiftir ve trilyonlarca bağlantıyı şekillendirir. Bir nöron on beş binin üzerinde diğer nöronlara, nöral yollarla komplike ağı ile bağlanır. Özellikle, ilk üç yılda beyin bölgeleri ve nöronlar arasında bağlantılar hızlı aratacaktır. 2 yaşında yürüyen bir çocuğun beyni, yetişkinin ki kadar aktifdir. 3 yaşındaki çocuğun beyni, bağlantılarla donatılmıştır.

Unutmayın! Çocukluğun erken dönemlerinde şekillenen nöral bağlantılar, ömür boyu çocukla beraber kalır. Okul öncesi çocuğunun beynindeki yoğun faaliyet, daha etkili bir bağlantıya göre şekillenir ve gelişir.

Ebeveyn olarak eksik yönlerinizi, yanlışlarınızı hemen giderebilirsiniz. Kendinizi geliştirebilir, çocuklarınızı daha da faydalı olabilirsiniz. Çocuklarınızın geleceğine ne kadar yatırım yaparsanız yapın azdır ve bu yatırımın temeli de onlara göstereciğiniz ilgi, şefkat, sevgi ve en önemlisi ayıracağınız kaliteli zamandır. Diğer bir ifadeyle onlarla birebir yakından ilgilenmek ve iletişime girmektir.

Her çocuk, birbirini seven, sayan, saygılı, olgun ve sağduyulu anne babaya ihtiyaç duyar. Ebeveyn çocuklarına karşı besledikleri şefkat ve sevgiyi yalnızca davranışlarıyla değil, ev ortamında oluşturdukları ortamla da sunması gerekir. Unutmayın! Sevildiğini bilen bir çocuk, kendine güven duyar ve ileriki hayatında mutlu, saygılı ve sağlıklı birey olur.

Yalnız şunu kesinlikle unutmayın; mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Çocuklarınızı büyütürken, yetiştirirken yanlışlar, hatalar yapmış olabilirsiniz. Elinizden gelenin en iyisinide yapsanız, asla mükemmel olamayacaktır. Buna rağmen omlara iyi bir hayat, iyi bir gelecek sağlamanız mümkündür.

Aslında hayattan alınacak dersler, mezera kadar devam eder. Ancak çocuklukta verilen derslerin kendi nev’i şahsına münhasır ve kişiye özel bir niteliği vardır. İşte bunlar çocuğun zihninde ve gönlünde ayrı bir yer tutar. Üstelik yetişkinlik döneminde bile hep hatırlanır.

Çocuğunuzla, kendi olmaktan derin ve sakin bir haz duymasını sağlayarak yaşamalısınız. Böylece ona stersle, endişe ve kaygı ile başa çıkma gücü sağlar, sorumluluk üstlenmesine ve üretken olma özellikerinin kazanılmasına yardımcı olursunuz.
Emre SİPAHİOĞLU
Çocuk psikoloğu/Psikoterapist
psk.emre.sipahioglu@gmail.com


8 Temmuz 2015 Çarşamba

ÇOCUK GELİŞİM DÖNEMLERİNİN ÖZELLİKLERİ


Çocuk, anne karnından başlayıp, sürekli bir değişim içinde gelişir. Gelişirken büyür, çevresini ve dünyayı keşfeder, insanlarla ilişki kurar. Yüz yüze geldiği sorunları çözmeye çalışır ve duygulanır. Yani sevinir, üzülür, coşar, ağlar ve mutsuzluk hisseder.

Kısacası; çocuğun gelişmesi, bedeninde, zihninde, duygularında ve davranışlarında kendini şekillendirir.

Çocuğun gelişimini incelemek pek çok açıdan faydalıdır. Gelişim belirli ve çeşitli dönemlerden oluşur. Yapılan araştırmalar sonucunda, belli gelişim dönemlerinde ortak davranış kalıplarının olduğu ortaya çıkmıştır. Örneğin, 3 ila 4 yaş çocuklarına okuma yazma öğretmeye çalışmak boşuna bir çabadır. Çünkü çocuk belli bir olgunlaşma aşamasından geçmeden belli becerileri kazanamaz. Buna mukabil dört yaş çocuğu sayı sayamaz, renkleri ayırt edemezken en güç şarkıları öğrenebilir.

Erişkinlerin zorlandığı, güçlükle öğrendikleri bir yabancı dili, o dilin konuşulduğu ortamda çok kısa sürede öğrenebilirler. Konuşma yeteneğinin gelişmesi de beynin belli bir olgunluk düzeyine ulaşmasına bağlıdır. Beş aylık bir bebeğe ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın konuşma öğretilemez, ancak 8 ila 9 aydan sonra bebek duyduklarını yinelemeye, tekrar etmeye ve kapmaya başlar. Çocuk bu dönemde ilgi, sevgi ve uyarılmadan yoksun kalırsa yetenekler körelir. Daha da geç kalınırsa konuşma açığı kapatılamaz. Çocuğun öğrenmeye elverişli olduğu bu dönemler ihmal edilir ve kaçırılırsa yetenekler gerektiği gibi açılıp serpilmez. Buna ‘’Kritik dönem’’ denir.

Değerli Anne Babalar!

İşte bu gelişim ve değişim aşamalarını bilirseniz, çocuğun davranışlarının sebeplerini, nedenlerini düşünebilir, çocuklarınızın gelişim özelliklerini daha iyi ve daha doğru yönlendirebilirsiniz. Onlara göstereceğiniz ilgiyle, şefkatle ve sevgiyle, hazırladığınız yetiştirme ortamıyla ve ayıracağınız kaliteli vakitle onları daha mutlu, huzurlu, güvenli ve başarılı çocuklar olarak büyüteceğinizi bilmelisiniz.

Ayrıca bilmeniz gereken çok önemli bir husus daha var. Çocuğunuzun hayatındaki ilk altı yıl, yani ilkokula başlama dönemine kadarki ömrü, onun kişiliğinin oluştuğu yıllardır. Yedi yaşına kadar kişilği, ana yapısı gereği, oluşmuştur. Bu, çocuğun hayatı boyunca sürdüreceği temel kişilik dönemidir. Bu temel kişilik, çocuğun okul ve okul sonrası hayatında ne kadar başarılı olacağını, başka kişilerle ilişkilerinin nasıl gelişeceğini, davranışlarının ve duygularının nereye varacağını belirleyecektir.

Emre SİPAHİOĞLU
Çocuk  psikoloğu/Psikoterapist

   psk.emre.sipahioglu@gmail.com

7 Temmuz 2015 Salı

ÇOCUKLUK PSİKOLOJİSİ


Her  yaş döneminde, çocuğun o yaş dönemine ait belirli, kendine has davranışları olduğu bir gerçektir. Bir yaş çocuğu, iki yaş çocuğuna, iki yaş çocuğu, dört yaş çocuğuna hiç benzemez. Dolayısyla dört yaş çocuğu,  sekiz yaş çocuğundan önemli ölçüde ayrışmaktadır.


Çocuk psikolojisi ve ruh sağlığında önemli bir nokta, her yaşın kendine ait, kendine has ruhsal gelişim özelliklerinin olması, bu özelliklerinin iyi bilinmesi ve ayırt edilmesidir. Örneğin; inatçılık dönemindeki bir çocuğun ebeveyni, bu dönemin o yaş has, o yaşa özgü normal ve geçiçi bir dönem olduğunu bilse; çocuğum sorunlu diye paniğe kapılmaz. Ayrıca çocuğun kendi davranışlarını düzenleme ve bu davranışlara yön verme konusunda bir ölçüde bağımsız oluşu yani çocuğun özerkliği ile ilgli bir dönemde olduğunu öğrenmiş olsa, çocukla zıtlaşmayacak, inatlaşmayacak, çocuğun inadını kırmaya çalışmayacak, kendisi huzurlu, mutlu ve sakin, dolayısyla çocuk da rahat olacaktır.  Çocuğa inadını kırmak yönünden yapılan her türlü baskı ve engellemeler, çocuğun bu gelişim dönemini aşmasına engel olacaktır. Bu dönemde sağlıklı gelişmesine ve büyümesine olanak verilmeyen çocuk erişkinlik döneminde, ileriki hayatında inatçı, tutucu ve bencil bir kişilik sergileyebilecektir.

Değerli anne, babalar!

Çocuklar bakılmak, kollanmak ve korunmak ister. İşte bu nedenle ebeveyne bağımlıdır. Sürekli deneme ve öğrenme içerisindedir. Zihin ve dil gelişimi hızla devam etmektedir. Mantıklı düşünme yeteneği sınırlıdır. Duygu ve düşüncelerini anlatabilme yeteneği zayıftır. Yaşantı ve hayat deneyimi olmadığı için çevresindeki olayları gerçeğe uygun olarak değerlendirmekte güçlük çeker. Gördüklerini yanlış yorumlayabilir. Çocukların hayal gücü oldukça zengindir. Örneğin; Dört yaşındaki çocukların hayali arkadaşları vardır ve bu arkadaşlarını gerçek olarak algılar ve düşünür. Yine aynı yaşlarda öcü, iğne vs.; kavramı ile korkutulan çocuklar, öcü ve diğerlerinin gerçekten var olduğunu sanırlar. Unutmayın! Çocuklar anlayamadıkları olayları hayal güçü ile açıklarlar.

Çocuk bencildir, fakat bu bencillik yetişkinlerdeki gibi değildir. Farklı özellikler gösterir. Çocuk dürtülerini ve isteklerini kontrol etmeyi, ertelemeyi bilmez. İsteklerinin ve ihtiyaçlarının anında karşılnmasını ister. Hiç ummadık, olur olmaz yerlerde, özellikle market ve alşveriş merkezlerinde, o anda olmayacak şeyler isteyip annesi veya babasını zor durumda bırakabilir. Çocuk egosantrik yani BENMERKEZCİ’dir. Olayları, kendi çevresinde dönüyormuş gibi değerlendirir. Onun için oyuncaklarını paylaşmayı istemez. Çünkü paylaştığında oyuncakların arkadaşı tarafından sahiplenileceğini düşünür. Arkadaşının oyuncağı ile oynadığnda ise, bu oyuncağın aslında arkadaşına ait veya başkasına ait olduğu gerçeğini kabullenmek istemez.

Çocukların duyguları çok hızlı iniş ve çıkışlar gösterir. Ağlamaktan gülmeye, seviçten öfkeye, kızgınlığa bir anda geçebilir. Duygusal tepkilerini ve kırgınlıklarını sözden çok davranışları ile gösterir. Çünkü kelime dağarcığı daha buna henüz yeterli değildir. İsteği yerine getirilmediğinde ağlar, öfkelenir, ayağını yere veya başka bir nesneye, aynı şekile başını yere veya başka nesneye vurur, hatta kendini yere atar, giysilerinin kirleneceğini hiç düşünmez.

Unutmayın! Sözle dile getiremediği zorlandığı duygularını yaramazlık, hırçınlık, huysuzluk yaparak açığa çıkarır.

Çocuklarda somut düşünce hakimdir. Onun için çocuklar soyut kavramları, atasözleri, deyimleri ve fıkraları anlamakta zorluk çekerler.Dolayısıyla böyle soyut konuşmaları somut olarak düşünürler. Örneğin; ölümü seyahat olarak anlarlar. Melek, peri, dev, gibi masal kahramlarının gerçekte var olduklarını algılarlar.

Küçük çocuklar canlı ve cansız ayrımı yapamazlar. Onlar için oyuncaklar, çevredeki eşya ve nesneler canlıdır. Başını ve ayağını vurduğu bir şeyi döver ve bunu annesi veya babası veyahut başkası yaptığında ise ağlamasını, keser.

Çocuk büyüsel düşünceye inanır. Onun için kafasından geçirdiği herşeyin gerçek olabileceğini sanır. Örneğin, kardeşinin ölmesini istemişse, tesadüfen kardeşi de etresi gün hastalanmışsa, bu olaya kendisinin sebep olduğunu düşünür. Dolayısıyla da bu onun için büyük bir korku ve paniğe kapılmasına neden olabilir.

                                                                                               Emre SİPAHİOĞLU
                                                                                     Çocuk Psikoloğu/Psikoterapist
                                                                                   psk.emre.sipahioglu@gmail.com