Beyin,
bebeklik süresince çok büyük bir gelişme gösterir. Bebekliğin ilk yılında üç
katına çıkan beyin, çocuğun ilkokul öncei dönem 3 ila 6 yaşına gelmesiyle hemen
hemen son boyutlarına ulaşmış olur. Doğumda 227 gram olan beyin, ilk bir yıl
sonunda 680 gram ve beş yılın sonunda da yaklaşık 1360 gram, diğer bir ifadeyle
artık son boyutuna ulaşmıştır. 40 yaşındayken beynimizin büyüklüğü ne ise, 6
yaşında da aynıdır.
İlk
birinci yıldan itibaren beynin büyümesine paralel nöron diye adlandırılan beyin
sinir hücreleri gelişir. Git gide nöronlar arasında bağlantılar sağlanır ve
ortaya çıkan devreler sayesinde bebekler, beyinlerinde deneyimlerini depolayıp,
öğrenmeye başlarlar. Beyinde oluşan bağlantı ve devrelerin ilk bir yıl boyunca
artmasıyla beyin daha etkin bir şekilde çalışmaya başlar. Böylece bebekler
düşünmeyi, hatırlamayı, bedenini ve vücutlarını daha iyi kontrol etmeyi
öğrenirler.
Beyin
bölgeleri birçok yolla kategorize edilir. En fazla, ön beyin olarak bilinen,
omurulikten en uzakta olan paraçayı ilginize çekeceğim. Bu parça, içinde
serebral korteksi ve diğer birçok yapıyı barındırıyor. Serebral korteks, önbeyni buruşuk bir şapka gibi kaplar. İki yarım
parçadan ya da hemisferden oluşur. Her hemisfede lob adı verilen dört temel bölge vadır. Frontal lob, istemli hareket, düşünme, kişilk, niyetli ve amaçlı
olmakla ilgilidir. Oksipital lob,
görme duyusu ile ilgilidir. Temporal lob,
duymada, dil süreçlerinde ve bellekte aktif rolu vardır. Pariatal lob, duyu organlarından gelen bilgiyi birleştirmede, mekânsal
yer bulma, dikkat ve motor kontrolde aktif rol oynar.
Nöronlar
tarafından iletilen bilginin türü, nöronların
beyin zarının sol hemisferinde mi sağ hemisferinde mi olduğuna bağlıdır.
Örneğin, insanların çoğunda, konuşma ve dil bilgisi sol hemisferindeki
aktiviteye; mizah ve metafor kullanımı sağ hemisferdeki aktiviteye bağlıdır.
Serebral korteks hemisferlerinde bu fonksiyon ihtisaslaşmasına yanallaşma denir. Doğumda, serebral
korteks ihtisaslaşmaya başlamıştır. Yeni doğan bebekler, konuşma sesi dinlerken
sol hemisferde, sağ hemisfere nazaran daha çok elektriksel beyin aktivitesi
gönderirler.
Beyinin
içinde, nöron adı verilen sinir hücreleri, birbirleriyle ilitişim halindeyken
elektriksel ve kimyasal sinyaller gönderir. Nöronun hücre gövdesinden, akson ve dendrit olarak bilinen iki türü doku uzar. Akson hücre gövdesinden sinyalleri yollar, dendritler ise hücre gövdesinden sinyalleri alır. Yağ hücreleri
tabakası olan miyelin kılıfı, pekçok
akson barındırır. Bu kılıf, aksonları
korur ve elektrik sinyallerinin akson boyunca daha hızlı hareket etmesine
yardımcı olur. Miyelin, ayrıca
nöronlara enerji sağlanmasında ve iletişimde de yardımcı olur. Aksonun sonunda,
nörotransmiter denilen kimyasalları, nöronların dokuları arasındaki ince
boşluklar olan sipanslere bırakan terminal
düğmeler vardır. Bu sipanslerdeki kimyasal etkileşimin akson ve dendritleri
birbirine bağlayarak bilgilerin bir nörondan diğerine geçmesini sağlar.
Nöronlar,
hayatın ilk yıllarından itibaren iki çok önemli yolla değişir. Birincisi,
aksonları yağ hücreleri ile kapama süreci olan miyelinasyon, doğum öncesi
başlar ve ergenliğe kadar devam eder. İkincisi, nöronlar arasındaki bağlılık
artarak, yeni doğal yollar oluşur. Yeni dendritler büyür, dendritler arası
bağlantılar artar, aksonlar ve dendritler arası sinaptik bağlantılar çoğalır.
Miyelinasyon doğal aktarımı hızlandırdığı gibi, dendrit bağlantıların genişlemeside
bebeğin gelişiminde sinirsel patikaların yayılmasını da kolaylaştırır.
Değerli Anne Babalar!
Yoksun
çevrede büyümüş çocuklarun durgun beyin hareketleri olabilir. Doğumdan beri
bakım evine konulmuş ve kısmi yoksunluğa maruz kalmış bir yetimhanede tepkisiz
ve uyarıcısız ortamda büyümüş bir çocuk, normal bir çocuğa nazaran fark
edilebilir ölçüde durgun beyin aktiviteleri göstermiştir.
İşte nöron gelişmini ve daha iyi bağlantıların
kurulmasında çocuğun çevresi önemli bir belirleyicidir. Meselâ; bir bebek
annesinin ve onun yüzünü görür. Gözdeki sinirler yüzün görüntüsünü kaydeder, ve
beyindeki bilgiyi işleyen alana iletir. Böylece bebek, o görünümünü nöron
devrelerinde depolar. Aynı yüzün art arda görülmesi, daha çok kaydedilmesini ve
bu görüntüler arasında daha çok bağlantı kurulmasını sağlar. Bu şekilde beyin
sadece anne babanın yüzünü tanımakla kalmaz, aynı zamanda görsel imgeyle bebeğin
yüz kasları arasında bir bağ meydana çıkarır. Dolayısıyla bebek, ebeveyni
görünce gülümser.
Devam
eden nörolojik gelişim süreciyle oluşan bağlantı sayısı artar ve sonuçta bebek,
ebeveynin yüzüne veya herhangibir nesneye doğru elini uzatır ve ona dokunur.
Bunun yanı sıra bebek, anne babasının hangi ruh halinde olduğunu da
algılayabilir ve bu bilgiyi, kendi hislerini yönlendirip kontrol etmede
kullanabilir. Diğer bir ifadeyle bebek,
çevresiyle ne kadar ‘etkileşim ve faal bir iletişim’ kurarsa, geliştirebileceği
nöron bağlantıları da o derece kuvvetli olacaktır.
Bir
çocuğun gördüğü, dokunduğu, işittiği, hissettiği, tattığı, düşündüğü, vb. her
şey sinir bağlantılarını elektriksel aktiviteye dönüştürür. İşte bu bağlantılar
yedi yaşına kadar en üst noktaya ulaşır. Dolayısıyla çocuğun zekâsının yarısı
genlerinden geliyorsa, geri kalan kısmında çevresinin zekâ gelişiminde
etkinliği bulunmaktadır. Bu yüzden de çocuğun
ilk altı yılı fevkalade önemlidir.
İşte
bu dönemlerde çocuğun beyni son derece aktiftir ve trilyonlarca bağlantıyı
şekillendirir. Bir nöron on beş binin üzerinde diğer nöronlara, nöral yollarla
komplike ağı ile bağlanır. Özellikle, ilk üç yılda beyin bölgeleri ve nöronlar
arasında bağlantılar hızlı aratacaktır. 2 yaşında yürüyen bir çocuğun beyni,
yetişkinin ki kadar aktifdir. 3 yaşındaki çocuğun beyni, bağlantılarla
donatılmıştır.
Unutmayın!
Çocukluğun erken dönemlerinde şekillenen nöral bağlantılar, ömür boyu çocukla
beraber kalır. Okul öncesi çocuğunun beynindeki yoğun faaliyet, daha etkili bir
bağlantıya göre şekillenir ve gelişir.
Ebeveyn
olarak eksik yönlerinizi, yanlışlarınızı hemen giderebilirsiniz. Kendinizi
geliştirebilir, çocuklarınızı daha da faydalı olabilirsiniz. Çocuklarınızın
geleceğine ne kadar yatırım yaparsanız yapın azdır ve bu yatırımın temeli de
onlara göstereciğiniz ilgi, şefkat, sevgi ve en önemlisi ayıracağınız kaliteli
zamandır. Diğer bir ifadeyle onlarla birebir yakından ilgilenmek ve iletişime
girmektir.
Her
çocuk, birbirini seven, sayan, saygılı, olgun ve sağduyulu anne babaya ihtiyaç
duyar. Ebeveyn çocuklarına karşı besledikleri şefkat ve sevgiyi yalnızca
davranışlarıyla değil, ev ortamında oluşturdukları ortamla da sunması gerekir.
Unutmayın! Sevildiğini bilen bir çocuk, kendine güven duyar ve ileriki
hayatında mutlu, saygılı ve sağlıklı birey olur.
Yalnız
şunu kesinlikle unutmayın; mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Çocuklarınızı
büyütürken, yetiştirirken yanlışlar, hatalar yapmış olabilirsiniz. Elinizden
gelenin en iyisinide yapsanız, asla mükemmel olamayacaktır. Buna rağmen omlara
iyi bir hayat, iyi bir gelecek sağlamanız mümkündür.
Aslında
hayattan alınacak dersler, mezera kadar devam eder. Ancak çocuklukta verilen
derslerin kendi nev’i şahsına münhasır ve kişiye özel bir niteliği vardır. İşte
bunlar çocuğun zihninde ve gönlünde ayrı bir yer tutar. Üstelik yetişkinlik
döneminde bile hep hatırlanır.
Çocuğunuzla,
kendi olmaktan derin ve sakin bir haz duymasını sağlayarak yaşamalısınız.
Böylece ona stersle, endişe ve kaygı ile başa çıkma gücü sağlar, sorumluluk
üstlenmesine ve üretken olma özellikerinin kazanılmasına yardımcı olursunuz.
Emre SİPAHİOĞLU
Çocuk psikoloğu/Psikoterapist
psk.emre.sipahioglu@gmail.com